30 Ocak 2010 Cumartesi

Awake(2007-ABD)


Anestezi”nin özünde, dehşete düşüren bir bilimsel gerçeği çıkış olarak kullanıp entrika içeren bir gerilim içerse de, anne - oğul arasında oluşan ve benzeri olmayan sevgi - fedakârlık ilişkisi anlatan filmin konusu insanı soluksuz bir izlenime sürüklüyor.
Clay (Hayden Christensen), geçirdiği açık kalp ameliyatı sırasında 'anestezik fakındalık' adı verilen durumu yaşamaktadır. Yani olup bitenin tamamen farkında olacak şekilde uyanıktır, operasyonu tüm acısıyla hissedebiliyordur ancak yine anestezinin etkisiyle vücudu hiçbir şeye tepki gösteremeyecek şekilde paralize olduğundan, ameliyat ekibinin bundan haberi yoktur.
Clay'in genç karısı Sam (Jessica Alba), ameliyat sırasında hayati kararlar vermek zorunda kalırken, Clay'de kendi zihni içinde tekinsiz bir yolculuğa çıkar.
İlk kez yönetmen koltuğuna oturan Joby Haroldun imzasını taşıyan bu gerçeküstü psikolojik gerilim; şimdiden Memento ve Sixth Sense ile karşılaştırılıyor.

29 Ocak 2010 Cuma

Marie Antoinette(2006-ABD,Fransa,Japonya)


Filmi dönemin abartı yaşamını görmek , psikolojik tarafını görmek için izledim ve tam anlamıyla beklediğimin karşılığını aldım hatta daha fazlasını aldığım bile söylenebilir.Tarihi olayları anlatmaktan çok Avusturya sarayından Fransa sarayına geçen Marie Antoinette in yanında bırakın hizmetkarlarını giysilerini bile götürememesi yaşadığı yalnızlık üstündeki baskı saraydaki günleri herşey mükemmel anlatılmış kısacası bu tür filmler sevenler için tam anlamıyla dört dörtlük bir film.Yalnız filmde inanılmaz bir hatada var Marie Antoniette bir sahnede bürsürü ayakkabı getirtiyor saraya onların denerken görüyoruz.Fakat oda ne günümüzde kullanılan Converse bir ayakkabı. Öyle kala kaldım. Dönemin ayakkabıları arasıda öyle arkada duruyordu;durdum yakınlaştırdım geri aldım aynı sahneyi 6-7 kere izledim fakat evet bir converse ayakkabı :) böyle birde gariplik vardı :)

Dünya tarihinin sıkça kötülenen, tutkuyla tartışılan ve en nihayetinde yanlış anlaşılan, en kötü şöhretli kadınlarından biri, bir 18. yüzyıl efsanesi Marie Antoinette, bu filmde ne tarihe mal olmuş bir kötü kişi ne de ilahi bir simge olarak canlandırılmış; aksine, felaketin eşiğindeki yoz bir dünyaya itiverilmiş, kafası karışık ve yalnızlık çeken bir yeniyetme olarak betimlenmiş. Bu taze ve renkli 21. yüzyıl yorumu, on beş yaşında 16. Louis ile evlenip on dokuz yaşında kraliçe olarak ülkeye hükmetmesine ve nihayet Versailles’ın düşüşüne kadar genç kraliçenin izini sürüyor. Filmde Marianne Faithfull da konuk oyuncu olarak İmparatoriçe Maria Teresa rolünde karşımıza çıkıyor.

27 Ocak 2010 Çarşamba

Shrek 4 , Üç Boyutlu Çekildi

Bir canavar sevimli olabilir mi? Eğer Shrek filminin karakteri yeşil devden bahsediyorsak neden olmasın... Üç serisi bulunan Shrek filminin dördüncüsü geliyor. “Shrek Forever After” ya da Türkçe versiyonuyla “Shrek - Sonsuza Dek Mutlu” adlı film 2010 yılı 21 Mayısı'nda vizyona girecek.

İlk iki filmde maceralarıyla izleyicilere keyifli anlar yaşatan Shrek ve filmin diğer karakterleri, son filmde de başlarını olmadık belalara sokuyorlar. Shrek Forever After’ı son dönemlerde gittikçe yaygınlaşan 3D teknolojisiyle izlemek mümkün olacak. Gelelim filmin ayrıntılarına…

Shrek ve eşi Prenses Fiona, çocukları ile mutlu bir şekilde yaşamaktadır. Bu mutluluklarına dostları çizmeli kedi, eşek ve eşeğin yavruları da eşlik etmektedir.

Zaman tersine dönmüş gibidir

Bu iyi aile babası rolü zamanla Shrek’e sıkıcı gelmeye başlar. Artık, çevresindekileri korkutarak kendinden kaçırdığı eski günlerdeki halinden çok farklıdır. Kendini gerçek bir dev gibi hissettiği günleri çok özleyen Shrek, kötü kalpli Rumpelstilzchen ile bir anlaşma imzalar. Aslında Rumpelstilzchen, onu oyuna getirmiştir.

Shrek anlaşma sonrası kendini farklı bir yerde, farklı bir zamanda bulur. Bu dünyanın kralı Rumpelstilzchen’dir ve bu yeni dünyada devler avlanmaktadır.

Shrek, prenses Fiona ile hiç karşılaşmamıştır. Üstelik eski dostları da onunla tanıştıklarını hatırlamaz. Shrek’in yeni görevi her şeyi eski haline getirmek ve gerçek aşkı ile dostlarını yeniden kazanmaktır. Bu uğurda birbirinden heyecanlı maceralara atılır.

Masal kahramanları yine filmde


Shrek Forever After adlı filmin yönetmenliğini Mike Mitchell yapıyor. Daha öncekilerde olduğu gibi filmde yine masal karakterlerine ve masalsı öğelere rastlıyoruz. Sinderella, Uyuyan Güzel ve Rapunzel bunlardan sadece birkaçı. Öte yandan film, Shrek serisinin 3D teknolojisiyle çekilen ilk filmi olma özelliğini de taşıyor.

Ünlü isimler seslendirdi

Filmin orijinal seslendirmelerinde çok sayıda ünlü isim görev alıyor. Shrek’i Mike Myers seslendirirken, eşeği Eddie Murphy, Prenses Fiona’yı Cameron Diaz, çizmeli kediyi ise Antonio Banderas seslendirecek. Shrek serisi daha önceki filmleriyle büyük ses getirmiş ve önemli başarılara imza atmıştı. 2001 yılında çekilen Shrek 1, en iyi animasyon dalında Oscar ödülüne layık görülmüştü.


Şrek 4: Sonsuza Dek Mutlu

Sonisphere Geliyor!!!!!!!!!!!

Dünyada bir kaç ülkede gerçekleştirilecek olan büyük metal festivalin Türkiye ayağı 25 - 27 Haziran 2010 tarihlerinde İstanbul'da olacak...

Türkiye ayağında kesinleşen grup olmasada Metallica, Slayer, Anthrax ve Megadeth gelmesi olası gözüküyor. Tabii her an değişiklik yapabilirler onu bilemeyiz. Bunlar gelmese bile Türkiye'ye gelebilecek diğer gruplara bakarsak kadronun oldukça sağlam olduğunu söyleyebiliriz:
Mastodon, Rammstein, Iggy & the Stooges, Motorhead ve benim favorim İron Maiden. Ancak görüşler İron Maiden'ın 2011'de gelebileceği yönünde. Ama o konuda da emin olamıyorum çünkü Headbang'a göre çok umutlu olmamalıymışız. Yine gelseler fena mı olur. Biz şimdi o kadar İstanbul'a gitcez, onlar da biraz zahmet etsin Türkiye'ye de uğrasın.


Diğer ülkelerdeki isimler ise şöyle;

UK line up:
Iron Maiden, Slayer, Rammstein, Motley Crue, Alice Cooper, Anthrax, The Cult, Iggy & the Stooges

Poland line up:
Metallica, Slayer, Anthrax, Mastodon, Behemoth

Finland line up: Iron Maiden, HIM, Slayer, Motley Crue, Alice Cooper, Anthrax, Heaven & Hell, The Cult, Iggy & the Stooges

Sweden line up: Iron Maiden, Slayer, Motley Crue, Alice Cooper, Anthrax, Heaven & Hell, Iggy & the Stooges

Czech Republic line up: Metallica, Slayer, Anthrax, Mastodon, Heaven & Hell


Ayrıca bazı ülke konserlerine Motörhead ve Megadeth gibi büyük grupların eklendiği haberleri de açıklandı..
Daha fazla bilgi için http://www.sonispherefestivals.com derdim ama Türkiye hakkında bilgiler daha eklenmemiş.
http://userserve-ak.last.fm/serve/_/39655539/Sonisphere+Festival+2010+Sonisphere_sz_web_11.jpg

V for Vendetta(2006-ABD,Almanya,İngiltere)


Tek kelimeyle film harikaydı...Günümüzde hem ülkemizde hem de dünyada yaşanmakta olan siyasi otorite ile halk arasındaki yaşananları çok güzel gözler önüne seriyor...Yalnız bu filmle ilgili söyleyebileceğim bir olumsuz nokta var...ve bu yorumu yazmama da esas bu sebep oldu desem yanlış olmaz...Bu filmi çekenlerin bu konuda daha hassas davranmalarını beklerdim...Son olarak da bu filmi izleyip de beğenen arkadaşlar eğer izlemedilerse Persepolis adlı filmi de muhakkak izlesinler derim...

The Number 23 (2007-ABD)


Bu filmin DVDcide gördüğümde oyuncularına baktım ve ilk olarak Jim Carrey'i gördüm..ilk verdiğim tepki " Hadi ama Jim usta bir komedyen gerilim filmiyle işi ne " idi.. Evet şu anda bu verdiğim tepkinin ne kadar saçma olduğunu bende biliyorum.. Çünkü izledikten sonra Jim'in usta bir komedyen değil usta bir oyuncu olduğunu düşünmem gerektiğinde karar kıldımm... Mantıklı, şaşırtıcı ve ustaca kurgulanms bir yapı olan bu filmi izlemenizi kesinlikle tavsiye ediyorumm... İyi seyirler..

Walter, karısı Agatha ile sıradan bir yaşam sürerken Number 23 isimli bir kitabın eline geçmesi ile hayatını korkunç bir tekinsizliğin içine sürükler. Bu kitabı okudukça kitapta yazılanların kendi hayatı ile ilgili olduğunu düşünmeye ve hatta giderek buna saplantılı bir şekilde inanmaya başlar.
Her geçen gün bu duruma kendini daha da çok kaptıran Walter, hayatının bütün dengesini kaybeder ve cinayet işlemeye kadar varacak bir gizemin girdabına kapılır.

P.S.I Love You (2007-ABD)


Öyle bir film ki, farklı duyguları sonuna kadar yaşamanızı sağlıyor. An geliyor "vay be" dedirtiyor, an geliyor "tüh yaa" diyerek içinizi acıtıyor ve romantik film sevenlerin beğenisi toplamayı çok iyi biliyor. Sadece konu itibariyle değil, aktör ve aktrislerin performansları dolayısıyla da çok güzel bir yapıt. Kaçırmamak lazım.

Holly Kennedy (Hilary Swank) güzel, zeki bir kadındır ve hayatının aşkıyla evlidir; tutkulu, esprili ve tez canlı İrlandalı Gerry (Gerard Butler). Gerry amansız bir hastalık yüzünden öldüğünde, Holly’nin de hayatı kararır. Ona yardım edebilecek tek kişi, artık yanında değildir. Kimse Holly’yi Gerry kadar iyi tanımamaktadır. Neyse ki Gerry her şeyi önceden planlamıştır.
Gerry ölmeden once, Holly’ye sadece çektiği acıda değil, kendini yeniden keşfetmesinde de rehberlik edecek bir dizi mektup yazmıştır. İlk mesaj Holly’nin 30. yaş gününde, bir pasta ve Holly’nin şaşırıp kalmasına neden olan bir bant kaydı şeklinde gelir. Kayıtta Gerry eşine dışarı çıkıp “kendisinin kutlamasını” istemektedir. Bunu izleyen haftalar ve aylarda, Gerry’nin yazdığı başka mektuplar, şaşırtıcı yöntemlerle gelir. Holly’yi yeni maceralara yollayan mektupların her biri aynı imzayla bitmektedir: "Not: Seni Seviyorum"
Holly’nin annesi (Kathy Bates) ve en iyi arkadaşları Denise (Lisa Kudrow) ve Sharon (Gina Gershon), Gerry’nin mektuplarının Holly’yi geçmişe mahkum ettiğini düşünüp endişelenmeye başlarlar ama aslında, her mektup onu yeni bir geleceğe adım adım yaklaştırmaktadır.
Gerry’nin sözlerini rehber edinen Holly evliliğe, dostluğa ve güçlü bir aşkın, ölümün nihailiğini yeni bir hayatın başlangıcına nasıl dönüştürebildiğine dair bu öyküde dokunaklı, heyecanlı ve zaman zaman komik bir yeniden keşfetme yolculuğuna çıkar.





26 Ocak 2010 Salı

Eternal Sunshine of the Spotless Mind(2004-ABD)


Joel Barish, eski kız arkadaşı Clementine'in ilişkilerine dair tüm anılarını sildirmek için gizem dolu tıbbi bir müdahaleye başvurduğunu öğrenir. Bu durum karşısında hayal kırıklığına uğrayan ve Clementine'i unutmak için aynı prosedürü kendi üstünde uygulatmaya karar verir. Dr. Mierzwiak’ın gözetiminde hatıralarını sildirmek için derin bir uykuya yatan Joel gözyaşı ve kızgınlık dolu anılarının altında sevgilisine karşı duyduğu büyük bir aşk olduğunu ve onu kaybetmek istemediğini fark eder. Joel, Clementine’i tamamen unutmadan önce anılarını silme işlemini durdurmanın bir yolunu bulmalıdır.
‘Sil Baştan’ konusunu anlatarak ifade edilemeyecek kadar derin anlamlar içeren bir film. Anıları silerken tam da aşık olunan şeylerin ilişki içinde nefret edilen şeyler haline dönüşmüş olduğunu fark edip pişman olmak mıdır ? Aynı ilişki sil baştan başladığında yine aynı noktada nihayete ereceğini bile bile sıfırdan başlanır mı? Aşk ilişkisinin doğası üzerine düşündüren filmde, sözcüklere boğulmuş bir iletişimsizlik kendine has bir incelikte yansıtılmış.
Kısaca çok mükemmel bir film. Mutlaka izleyin..

The Italian Job (2003-ABD)


7den 70e herkesin keyifle izleyeceği bir aksiyon filmi. Oyuncuları zaten tartışmaya gerek yok. Kendi adıma hiç sıkılmadan izledim diyebilirm. Charlize Theron da ayrı bi hava katmış filme:)
Charlie Croker, Los Angeles'lı soyguncu bir çetenin başıdır. Proje aşamasındaki büyük bir altın soygunu için şehir trafiğini kullanmaya karar verir. Soygun günü tüm trafiğin tıkanmasına neden olacak ve polislerin kendilerine ulaşmasını engelleyeceklerdir. Kurtuluş için trafiğin içinden sıyrılmayı kolaylaştıracak küçük arabalar ayarlar...

69 yapımı soygun filminin yeniden çevrimi. İlk filmde Avrupa'da gerçekleştirilmesi planlanan soygun, bu defa Los Angeles'de gerçekleşiyor. İlk filmde olduğu gibi dönemin yıldız oyuncuları yer alıyor. Arabalar ise ilk filmde yer alan Mini Cooper'ın yeni modelleri.

New Moon(2009-ABD,İtalya)


Alacakaranlık serisi kitaplarının hayranıyım, hepsini defalarca okudum. Birinci filme ve bu filme de gittim ama kitaptakileri bulamadım. Belki de kitapları filmin içine katmamak gerekir, eğer öyle düşünürsek bile filmler çok da güzel değil. Bu filmi izlerken bazı bölümlerde gerçekten sıkıldım ve salondan çıkasım geldi. Sürükleyici değildi, oyuncular rollerini biraz acemilikle oynamışlardı. Fakat film efektleri gerçekten güzeldi, birinci filmle kıyaslarsak çok çok üstündeydi. Gitmek isteyenler için önerim, eğer romantizm arıyorsanız gidin. :)
Filmin konusuna gelecek olursak;

Yeni ayda aşk ve gerilim biraz daha artıyor Cullen ailesi Bella'nın doğum gününü kutlamak istiyor ama Bella ısrarla karşı çıkıyor çünkü yaşlanıyor.

Cullenların evinde doğumgünü kutlarken hediye paketinin biri Bella'nın elini keser ve ailenin yeni vejeteryanı Jasper dayanamıyıp saldırır.

Bunun üzerine Cullen ailesi Bella ve Edward'ın iyiliği için forkstan ayrılmaya kara verir

Bunu kaldıramayan bella artık hayatı umursamamaya başlar..


Twilight(2008-ABD)


Film açıkçası beni hiç sarmadı, saçma olarak nitelendirilen romantik filmlerden oldum olası nefret ederim zaten, ama liseli kızlara hitap eden bir film olmasından ziyade oyunculuğun çok kötü ve inandırıcılıktan son derece uzak olması battı. Emo kılıklı vampir nasıl olur onu görmüş olduk bu arada. on üzerinden üç, o da müzikleri için. Oturun kitabını okuyun, klişe aşk hikayelerine meraklı liseli bir kız değilseniz hiç paranızı DVD'ye ziyan etmeyin(Torrent indirip izleyenlere lafım yok), değmez.
On yedi yaşındaki Isabella Swan annesi Renée evlenince babası Charlie nin yaninda yaşamak üzere Washinton'da bulunan küçük bir kasaba olan Forks'a taşınır. Burada yüz sekiz yaşında bir vampir olup, on yedi yaşında görünen gizemli sınıf arkadaşı Edward Cullen ile tanışır ve ona hemen ilk gördügü anda ilgi duymaya başlar. Edward'ın ilk başlarda Bella'dan uzak durmaya çalışmasına rağmen, sonrasında birbirlerine geri dönülemez bir şekilde aşık olurlar. Üç göçebe vampir James, Victoria ve Laurent geldiğinde ise, Bella'nın hayatı tehlikeye girer ve Edward'ın ailesi Carlisle, Esme, Alice, Jasper, Emmett ve Rosalie onun hayatını çok geç olmadan kurtarmak için uğraşırlar.

Eagle Eye(2008-ABD)


Film teknolojinin ulaştığı son noktayı gözler önüne seriyor . Görsel efektleri, kovalamaca ve aksiyon sahneleri ile de göz dolduran, sürükleyici bir film izlemek istiyorsanız Eagle Eye tam size göre bir film . Filmde aksiyon bir başlıyor , sonuna kadar da sürüyor . Filmi soluksuz izledim diyebilirim.Filmin konusu çok sıra dışı olmasa da güzel ve değişikti . Özellikle görsel ve ses efektleri müthişti filmin . Büyük ekran bir tv ve iyi bir ses sisteminiz varsa gerçekten de keyif alacağınıza inanıyorum . Aksiyon filmi sevenlerin çok beğenerek izleyeceğini tahmin ediyorum.İzleyin pişman olmazsınız.
Michelle Monaghan filmde, teröristler tarafından kapana kıstırılıp, suikast düzenlemeye hazırlanan bir terör hücresine katılmaya zorlanınca Shia LaBeouf’un oynadığı karakter ile isteksizce ittifak yapmak zorunda kalan bir bekâr anneyi canlandırıyor.

The Other Boleyn Girl(2008-ABD,İngiltere)


İnsanların iktidarı ele geçirmek için ne kadar alçabilecekleri , şeytanla ne pazarlıklar yapabilecekleri açık açık gösteren film Kralın VII.Henry'nin ilk gözdesi olan Mary Boleyn'in ağzından dönemin İngiltere sarayındaki cinsellik , homoseksüellik ,ensest ilişki ,ihanet, cinayet iktidar savaşlarını anlatıyor.

Ayrıca uçkuruna düşkün bir adamın elinde bu kadar büyük güç barındırdığında ne hallere yol açacağının da kanıtıdır. Adam bi hatunu yatağa atacam diye dini reddediyor, en yakın arkadaşlarını kulelere kapattırıyor . Sonra noluyor hop başka bir hatunu gözüne kestiyor , bir önceki gözdesininden kurtulmak için mahkemeler düzenliyor , astırıyor kestiriyor.Hiçkimsenin elinde bu kadar çok güç olmamalı.Tarihi filmleri seven herkese öneririm.

Inside Man(2006-ABD)


Ocean's serisini ve Italian Job'u sevdiyseniz bu filme bayılacaksınız.Gerçekten zekice kurgulanmış bir soygunla karşımıza çıkıyor film.
Dünya çapındaki bir bankanın Wall Street şubesinin kalabalık lobisine boyacı kıyafetleri giymiş dört kişi gelir. Kostümlü soyguncuların başlattığı mükemmel planlanmış kuşatma saniyeler içinde sonuçlanır. Soyguncular tarafından rehin alınan 50 kadar banka yöneticisi, o andan itibaren çok iyi organize edilmiş bir soygun operasyonunun pençesine düşmüştür. Soyguncuların lideri Dalton Russell ile iletişim kurulması ve rehinelerin zarar gelmeden kurtarılması için New York Polis Departmanı dedektiflerinden Keith Frazier ile Bill Mitchell görevlendirilir. Dedektifler, olayın kısa sürede barışçı yöntemlerle çözüleceğinden, bankanın kontrol altına alınıp rehinelerin kurtarılacağından umutludur. Ancak işler planlandığı gibi gitmez. Russell son derece kurnaz, dikkatli, zeki ve soğukkanlı bir soyguncudur. Sadece rehin aldığı müşterilerin değil, yetkililerin de kafasını karıştırıp dikkatini dağıtacak çok titiz bir plan yapmıştır. Dışarıda banka önünde toplanan kalabalıktaki gerilim düzeyi hızla artarken hummalı bir çalışmaya giren Frazier ve kurmayları, bütün dikkatlerini Russell´ın kontrolü kaybetmesine vermişlerdir. Soyguncular sürekli olarak polisin bir adım önünde gibidir. Bitmek tükenmek bilmeyen akıl oyunlarıyla Frazier ve Darius´u her aşamada safdışı bırakırlar. Bu işin içinde başka işler olabileceğine dair Frazier´ın birtakım kuşkuları vardır. Bayan borsa brokerı Madeline White´ın devreye girişiyle beraber olay bambaşka boyutlar kazanır. Madeline´ın, Russell ile özel görüşme yapmayı talep etmesiyle Frazier´ın kuşkuları doğrulanmıştır. Öte yandan bankanın Yönetim Kurulu Başkanı Arthur Case de ele geçirilen şubenin içinde olup bitenlerle dakika dakika ilgilenmektedir. Soyguncular tam olarak neyin peşindedir? Saatler ilerledikçe daha da gerginleşen durumu yatıştıracak tedbirler neden işe yaramamaktadır? Durum giderek belirsiz hale gelirken Frazier artık bu işin içinde birtakım görünmez bağların olduğuna, başka bir yerlerde gizli toplantıların sürdüğüne ikna olmuştur. Sadakatlerin ve davranışların sorgulandığı ortamda çok riskli bir kedi-fare oyununa başlamıştır.Atacağı yanlış bir adım, sinirleri sürekli diken üstünde tutan bu kedi-fare oyununun felaketle sonuçlanmasına yol açabilecektir.

Just Like Heaven (2005-ABD)


"Mean Girls" ve "Freaky Friday"in yönetmeni Mark Waters imzalı yeni romantik komedi "Just Like Heaven - Cennet Gibi"nin başrollerinde Reese Witherspoon (Legally Blonde, Sweet Home Alabama) ile Mark Ruffalo (13 Going on 30, Collateral) yer alıyorlar. San Francisco´da bir apartman dairesi kiralayan David´in (Mark Ruffalo) istediği en son şey bir ev arkadaşıdır. Ortalığı henüz derleyip toplamıştır ki, ansızın Elizabeth (Reese Witherspoon) adlı genç bir kadın ortaya çıkar. Üstelik apartman dairesinin kendisine ait olduğunda ısrar etmektedir…David ortada büyük bir yanlış anlama olduğunu düşünür. Aniden görünen Elizabeth´in aniden ortadan kaybolmasına kadar da bu düşüncesi devam eder. Kapı kilitlerini değiştirmek de Elizabeth´i yıldırmaz. Elizabeth´in bir hayalet olduğuna ikna olan David, onun tamamen , geri gelmemecesine , "öteki tarafa" geçmesi için çaba harcamaya karar verir. Ama ona aşık olacağından haberi yoktur.
Romantik komedi sevenlerin hoşlanacağı film. Kaçırmayın, mutlaka izleyin.

The Notebook (2004-ABD)


Kuzenimin önerisi üzerine dün aldım ve izledim. Tek kelimeyle muhteşem bir film. Özellikle konusu çok güzel.Sararmış bir not defterinden anlatılan ve yıllar önceden kopup gelen bir aşk hikayesi. 40'lı yıllarda ABD, Kuzey Karolayna'daki sahil kasabası Seabrook'a genç bir kız gelir. Ailesiyle geçireceği sakin bir yazı hayal eden Allie bir karnavalda tanıştığı Noah'la yakınlaşır. Noah kızı gördüğü anda hayatını birleştirmesi gereken insan olduğunu anlar.
Genç kız zengin bir ailen geldiği ve delikanlı da değirmende çalışan bir işçi olduğu halde geleceği hiç düşünmeden rüya gibi bir yaz geçirirler ve iyice aşık olurlar. II. Dünya Savaşı'nın kızıştığı bir dönemde hayat, aşıkları ayırıverir. Sevdiği kızı aklından hiç çıkarmamış olan Noah savaştan döner. Oysa Allie gönüllü olarak çalıştığı bir askeri hastanede tanıştığı Lon ile evlenmek üzeredir.
Bence sevgilinizi alıp,izlemeniz gereken bir film. Mükemmel de denebilir.İzlediğinizde inanın bana hak vereceksiniz.Romantik filmlerde benim top 10'un ilk sıralarında bir film. Kısaca şiddetle tavsiye ederim

The Uninvited (2009-ABD)


Geçende bu filmi izledim cidden konusu güzeldi sonunda şok geçirdim resmen senaryoyu kim yazdıysa cidden güzel yazmış aferin ona herneyse filmimizin konusuna gelirsek Anna adındaki kızımız annesi öldükten sonra bir psikiyatri kliniğine yatırılır ordan taburcu olma zamanı geldiğinde babasının nişanlandığını öğrenir.Bu kadının adı Reachel'dır.Bu Reachel çok mal bir kadındır benim gıcığıma gitti şahsen tam bir üvey anne tipi vardı kadında xD herneyse konumuza dönelim Bide bu Annanın bi ablası var filmin başında biraz trip yaptı ama sonra Anna ile barıştılar...Anna eve geldiğinde herşeyin çok güzel olacağını zanneder ama kabuslar bunun yakasını bırakmaz ve günler sonra rüyasında gördüğü kişilerin birer hayalet olduğunu fark eder ve işler kötüye gitmeye başlar ve bu çocukları Reachel'ın öldürdüğünü düşünüp Reachal'ın kim olduğunu ortaya çıkarmaya çalışırlar.

Evet evet bence güzel filmfi herkese öneririm -_-

Gossip Girl (2007-ABD)


Kim bu Gossip Girl? New York’un en zengin mahallesinde yaşayan gençlerin hayatları hakkında en son dedikoduları henüz kendileri bile bilmeden önce internet sitesinde yayınlıyor. Gossip Girl’ün kimliği şu an için önemli değil. Önemli olan blog sayfasında yayınladığı dedikodular ve bu dedikoduların baş kahramanları. Bir grup zengin gencin dışarıdan özenilerek izlenen sıradışı hayatları, dramatik aşk ilişkileri ve sorunları... Seneye damgasını vuran gençlik draması Gossip Girl, efsanevi gençlik dizisi The O.C.’nin yaratıcısı Josh Schwartz’ın imzasını taşıyor.

Manhattan’daki son dedikoduya göre kendi isteğiyle yatılı bir okula giden “Eski kraliçe” Serena van der Woodsen şehre geri dönmüş. Bu haber en çok Serena’nın eski en yakın arkadaşı Blair’in kafasını karıştıracak. Serena’nın yokluğunda spot ışıkları onun üzerine dönmüş, arkadaş çemberlerinin ilgi odağı olmuştu. Mükemmel bir yaşantısı, yakışıklı bir sevgilisi var. Rüya okulu Yale’e gitmeyi planlıyor. Serena’nın dönüşüyle bu görünüşteki mükemmel yaşantısı, hatta okulundaki tüm ilişkilerin dengesi değişecek. Erkek arkadaşı Nate’in Serena’ya ilgi duymasıysa cabası. Diğer taraftan o kadar varlıklı olmasalar da Blair’la aynı okula giden Dan Humphrey ve kardeşi Jenny’nin hayatları da ait olmadıkları bu çemberin içine girince değişecek. New York’un zengin çocuklarının hayatları görüldüğü kadar sıradışı mı yoksa ışıltılı görünüşlerinin altında onlar kadar varlıklı olmayanlarla aynı sorunları mı paylaşıyorlar? Tüm bunların cevabı 9 Eylül’de Gossip Girl’de...

Cecily von Ziegesar’ın aynı isimli roman serisinden (Seri kapsamında bugüne kadar tam 11 roman yayınlandı) CW tarafından televizyona uyarlanan yapım yayınlandığı günden beri büyük ilgi görüyor. Dizi, Manhattan’ın Upper East Side bölgesinde yaşayan “kredi kartı limiti”nin ne anlama geldiğini bile bilmeyen zengin gençlerin hayatları ve dramatik ilişkileri üzerine. Kristen Bell’in anlatıcılığını üstlendiği dizide olaylar kendi isteğiyle yatılı okula giden eski kraliçe arı Serena’nın şehre dönmesiyle başlıyor. Bu dönüş eski yaraları açıyor, yepyeni rekabetleri ortaya çıkarıyor.

Dizinin yaratıcısı, aynı zamanda efsane gençlik dizisi The O.C. ve yeni ajan komedisi Chuck’ın da altında imzası olan Josh Schwartz. “New York’taki gençler hakkında bir dizi hazırlanması bile beni heyecanlandırıyor. Dünya üzerindeki en heyecan verici şehirde, hayatınızın en heyecanlı zamanı! Orange County’den çok daha fazla sürpriz var” diyor, Schwartz.

Öte yandan seks, uyuşturucu ve rock’n roll’un sınırları Gossip Girl’de yapımcıları hayli zorluyor. Yapımcı Stephanie Savage bu konudaki eleştirilere, “Çocukları ve gençleri seviyoruz. Dizide, hayatlarını negatif etkileyecek şeylere özendirmemeye dikkat ediyoruz” diyerek karşılık veriyor.

My Sister's Keeper (2009-ABD)


Eveet evet yanlış duymadınız sonunda izledim..Film gerçekten çok güzeldi beğendim artık IMDB benden yorumlarımı alacakmış.Herneyse filmde ağlaya ağlaya öldüm hatta Beril'de ağladı bir yandanda ben ağlıyor muyum diye bana bakıyordu :D :D
Filmi bir hödük ve sevgilisiyle izliyordum.Yaptığı bazı yorumlardan seçmeler
Kız ve erkek koşarak balodan kaçar ve birlikte olmak için oda ararlarken
"Titanic gibi bir sahne olmuş"
Laaan filmin Titanic ile alakası nee?!
Kız ve erkek öpüşürken sevgilisine
"Bakmasana yaa çok ayıp sevmem ben böyle şeyleri nasıl bir film bu!"
Komedisin abi sana dicek sözüm yok kendi haline bırakıyorum senii..!!
"off sıkıldım"
izlemesene abii kim tutuyor seni çek git yanii sende kurtul bende!
İzlemek isteyen herkese öneririm izlesinler ama -_-
Lafı çok uzattım çenem düştü ama neyse filmin konusuna geldiğimizde Anna hasta değil; ama on üç yaşına dek sayısız ameliyat, nakil ve operasyon geçirdi, iğneler vuruldu. Hepsi ablası Kate'in çocukluğundan beri yakasını bırakmayan lösemiyle mücadele edebilmesi için. Kate ile tam doku uyumu olması için laboratuar ortamında genleri özel olarak seçilen özel üretim bir çocuk olan Anna, ablasına ilik verebilmesi için dünyaya getirilmişti - bu rolünü ve hayatını hiç sorgulamadı.. bugüne dek.Sorgulama günü geldiğindeyse olaylar gelişir.

Orphan (2009-ABD)


Orphan kelimesinin Türkçe meali ise öksüzdür, ama bizim çok yetenekli tercümanlarımız filmin adını Evdeki Düşman olarak çevirmeyi tercih etmişler ne alaka(!)
Filmimizin konusuna bir göz attığımızda Kate ve John doğmamış çocuklarını kaybetmişlerdir ve onun yerini doldurmak için yetimhaneden bir çocuk almaya karar vermişlerdir ve Eshter adında bir kızı evlat edinmişlerdir ama Eshter midir neşter midir nedir sandıkları kadar sevimli biri değildir..Mal aile onun maskesini görememiştir ve yavaş yavaş o maskeyi göstermeye başlamıştır. Daha sonra şu özürlü aile Eshter'ın o yetimhanede hiç bulıunmamış olduğunu öğrenir.Bu konunun hepsini fragmandan çıkardım wayy bee..Tipik başroldeki kızın herkesi öldürdüğü bir film işte...

The Vampire Diaries (2009-ABD)


Geçen hafta izleyecek ne var diye internette gezinirken bi izleyim bakalım diye başladım diziye.Şimdiye kadar 5 bölüm izledim ama güzel gidiyor.Dizinin konusu ise şöyle;Ailelerini dört ay önce bir trafik kazasında kaybetmiş olan 17 yaşındaki Elena ve 15 yaşındaki kardeşi Jeremy, yaşadıkları acı sonrası hayatlarına devam etmeye çalışmaktadırlar. Elena çevresinde her zaman güzelliği ve başarılı bir öğrenci olmasıyla ön planda olmuştur. Yaşadığı acıyı dış dünyadan saklama çabasındadır. İki vampir kardeşten Stefan ve Damon(Lost dizisinden tanıdığımız Boone) ‘ın kasabaya gelmesiyle, Elena’yla Stefan hemen birbirlerine karşı ilgi duymaya başlarlar.Böle başladı dizi bakalım ne olacak sonunda..

Fringe (2008-ABD)


Son zamanlarda izlemeye başladığım dizilerden biri.Dizinin konusunu ise FBI'nin dünya çapında gerçekleşen bir dizi açıklanamayan ve sıradışı olayları inceleyen, Boston, Massachusetts bazlı özel bir biriminin ve bu birimde görevli kişilerin başından geçenleri konu alıyor.
Konuları biraz basit olsada hoşuma gitti -_-
Neden herkesin yerden yere vurduğunu anlamış değilim.
Yok Lost veya Alias kadar heyecanlı değilmiş. Yok başroldeki hanım kızımız çok soğuk nevaleymiş. Falan filan.
Hani belki fark etmediniz diye söylüyorum, Lost'un veya Alias'ın devamı değil bu. Dedim ya yeni dizi. Ne diye karşılaştırıyorsunuz ki?

The Ugly Truth (2009-ABD)


Adventureland'tan sonra ilaç gibi geldi resmen.Ama nedense bizim şu çok zeki çevirmenlerimiz bu filme "Kadın Aklı Erkek Aklı" demiş.Nedenini bilen varsa banada söylesin. Öncelikle oyuncular çok başarılı , konu sağlam , espiriler güzel.Eğer sevgilinizle ya da eşinizle birlikte güzel bir film izlemek istiyorsanız bu film tam size göre.
Filmin konusuna gelecek olursak;Başarılı bir yapımcı olan Abby(Katherine Heighl)bekarlığı dışında her bir konuya çözüm bulabilmektedir.Ancak programının reytingleri düşünce "The Ugly Truth" programını sunan ve kadınları aşağılayarak ilişkiler üzerinde tavsiyeler veren bir sunucudur.Tavsiyeleri genelde belden aşağıdır.Fakat Yinede reytinglerin birden yükselmesini sağlar ve yerini garantiler.İnatçı Abby, bekâr komşusu Colin’le tanıştığında ise doğru hamleleri yapmak için Mike’ın görüşlerine ihtiyacı olduğunu anlar.
Hepinize iyi izlemeler.

Adventureland (2009-ABD)


Ömrümüzden bir 107 dakika daha gitti. Bunun yanı sıra olan kotamıza oldu. Bu saçma sapan film toplam 1.5GB kota harcadı.
Aslında konu bütünlüğü olsa güzel bir film olabilirdi ama sanki olaylar biraz kopuktu. Filmi izlerken uyumamak için kendimizi zor tuttuk resmen. "O kadarda kötü mü canım?" diye sorduğunuzu duyabiliyorum. Aslında o kadar da kötü bir film değil Kristen Stewart'ın insan gibi göründüğü bir filmdi.
Filmin konusuna gelirsek;
James, New York'ta okumak istemektedir. Ailesinin yurt parasını karşılayamayacağını öğrendiğinde çalışmak zorunda kalır ve bir lunaparkta işe girer. Burda Emily ile tanışır ve bir aşk öyküsü başlar. Tipik bir romantik komedi filmi :)